Parkasının Ceplerinde Elleri Üşüyen Adam

yaÖylesine duruyordu ayakta. Parkası sırtında öylesine duruyordu. İş çıkışı saatlerin kamçıladığı kalabalıkla alakası yoktu. Akşam eve yetişme telaşı da yoktu. Öylece duruyordu ayakta… Başkentte… Zaman duruyordu. Kar beklenirken yağıyordu başkente. Adamın sırtında parkası, ıslanıyordu…
Şairin eve ekmek ve tuz götürmeyi unuttuğu vakitlere muadil vakitler yaşanıyordu Cebeci’de, Pursaklar’da, Güven Park’ta… Gözleri ıslatan yağmurların zalimliğine ortaktı gözleri uzaklara mıhlayan sebepler. Yağmur yağıyordu… Umut mevsiminde bir şairin yüreğine, gibi hazan yağıyordu.
Solgun simitçinin bakışları, tezgâhında üst üste sıralı simitlerinin gevrekliği kıvamındaydı. Gözlerini kaçırdı simitçinin gözlerinden, bakışları tezgahtan dökülen susamlar kadar edilgen ve yine bir o kadar huzursuz savruluverdi kaldırımlara. Uzun çizmeler, ruganlar, süet ve köseleler altında ezildi bakışları. Suskundu… Kaldırımlara yağmur yağıyordu… Adamın parkası ve bakışları ıslanıyordu…
İstanbul’un Nimet Abla’sına nispet Ali Haydar dağıtıyordu 9’luk, 19’luk, 29’luk hayalleri. Konuşsana ıslak beyaz güvercin! Konuşsana piyangomun kuşu! Belki de sıra kimde? Ademoğlu tüm hayallerini 9’unda 19’unda, 29’unda mı yaşar?… Güvercin hayal pazarlıyordu, konuşamıyordu… Telekleri isli… Umutlara yağmur yağıyordu… Telekleri ve hayalleri ıslanıyordu…



“Bir bardak çay olsaydı” diye geçirdi içinden. “Buğusunda dans etseydi gözbebeklerim. Kokusunda karanfil düşleseydim, gözlerimi kapatıp. Üşüyen avuçlarımla sarsaydım karanfili, üşümeseydi avuçlarım”. Oysa başkentte hava soğuktu ve yağmur çiseliyordu… Adamın parkasının cebinde elleri… Üşüyordu…

 

***

Başkentte zaman ispat gerektirir. Yaşanan –hemen hemen- her şey göz kapayıp açıncaya kadar yalan olur, anlamazsın. Benim gözlerimle izleyen varsa bu şehrin mevsimlerini, demek istediğime ve dediklerimin kıymeti harbiyesine daha bir yakından şahittir. Ve o müşahitlerin de parkalarının ceplerinde, bir diğeri gibi ısınmayı bekleyen, üşüyen elleri vardır.

 

 

/ 2003

Share This