Güneş Gözlüğü

telSuç, enteresan bir olgu. İnsanoğlunun kaçamadıklarından. Miras gibi hatta. İlk insan Âdem babamız bir elma vesilesiyle ilk asi olmamış mıydı? İlk suç, ilk isyan ve dünya sürgünü. Oğulları Habil ile Kabil’in hikayesi de çok acıdır ve hüzün çizer öğrenenin yüzüne. Hata faktörü, yaratılmışlar içinde en çok insana yakışan aksesuardır. Olmasaydı, dua da affedilişte ve anayurda geri dönüşte mümkün olmayacaktı, vesselam.
Birkaç yıldır sınav görevleri sebebiyle hapishaneye gidiyorum. Her gidişimde de saatlerce orada kalıyorum. Demirin sağlamlık kavramının şüphesiz anlam bulduğu parmaklıkların hükümranlığı ne kadar da çaresiz bırakıyor….çırpınışları. Mecburi ayrılığın türküsünü duvarların arkası söyler ve hasret denen mevzunun elle tutulur gözle görülür tüm argümanlarını bir biri ardı ardına diziverir verir her adımında.
Asıl bahsetmek istediğim konu bu değil.
Mahkûmlar arasında özellikle gençler her sınava güzel elbiselerini giyinip geliyorlardı. Ütülü elbiseler, pırıl pırıl ayakkabılar… Sınavlara gösterilmesi gereken ihtimamı gösteriyorlar ve sınav bitiminde mecburi ikametgâhlarına tekrardan dönüyorlardı, infaz koruma memurları eşliğinde. Belirli periyotlarda girdiğim sınavlarda –ki aradan aylar, yıllar geçmesine rağmen- değişmeyen bir manzara ilgimi çekti. Dikkat ettiğim kadarıyla genelde aynı ayakkabılarla ve hemen hemen aynı elbiselerle gelen gençlerin giydikleri hiç eskimiyordu. Ve bunun sebebini anlamakta uzun sürmedi. Mahkûmların kıyafetlerini eskitebilecekleri kaldırımlardan, çakıllı yollardan, parklardaki banklardan, “abi bi topu atsana” frikiklerinden, zinciri yağlı bisikletlerden, üzerlerine pasta dökebilecekleri misafir gezmelerinden, çıktıkları erik ağacının dikenli dallarından ve güneşin acımasız epritmelerinden uzak olmanın yan etkisiydi bu. 22 yaşındaki Ahmet’in yaşıtları daha o yıl bitmeden üç afilli ayakkabı ve bilmem kaç tişört ve gömlek ve modasına uygun kaç pantolon eskittiği zaman çerçevesinde Haşim’in iskarpinlerinde çizik dahi yoktu. Ahmet’in 7 senesi daha vardı ve muhtemelen aynı eskimemiş ayakkabılarıyla tahliye olacaktı. Manzarasının psikolojisi tuhaf ediyor adamı.
Yine bir gün, sınavını bitiren iki genç mahkûm, sınavda görevli diğer arkadaşımın yanına geldi ve güneş gözlüğüne bir bakmak istediklerini söylediler. Verdi arkadaşım gözlüğü. Genç adam taktı gözlüğü, yüzüne iliştirdi haylaz bir gülümsemeyi ve diğerine dönerek şöyle dedi. “Ee, nasıl yakıştı mı? Ne takardık be…” Bir iki bakındı etrafa, sonra demir parmaklıklı pencereye yaklaşıp bir de bulutlara doğru baktı, teldeki serçeyi seyretti az. Çıkardı sonra gözlüğü ve sahibine verdi. “Al abi, lazım olmuyor burada…”.
Eve geldim. Aksesuar komodinimin üst çekmecesini açtım. Kendime ait iki, hanıma ait altı farklı güneş gözlüğüne baktım. Ne soğuk demirlere ne de kalın duvarlara dokunarak özgür olduğumu fark etmek için çaba sarf etmeme gerek yok. Güneş gözlüğüm varsa ve kullanıyorsam gerektiğinde, biliyorum, özgürüm.
Çorum-2013

Share This